ANNEM

Dünyadan önce

Yüreğine doğdum ben senin.

Ne davranışa sığar,

Ne sözcüklere…

Göz görmez, gönül bile yetmez.

Sadece,

Gönül gözün görür, bilirim.

Sevgim sana en derinde,

Yüreğimde…

Aslı DİNÇMAN

İzmir, 27 Eylül 2011

(ANNEME)

SEÇİM

Işığın gölgesinde kalmayı seçenler vardır yaşamda.
Işığın gölgesi olur mu ya?
Aydınlığa sırtını dönersen, gözlerin gölgede kalır,
O zaman, gölgeyi yaratan,
Bulut değil, AKLINDIR…

Gerçeğin ışığından kaçanlar vardır yaşamda.
Işıksız gerçek varolamasa da…
Gerçeği karartırsan, yüreğin soluksuz kalır,
O zaman, karanlığa mahkum eden,
Gerçek değil, AKLINDIR…

Seyirciler vardır yaşamda.
Siz oynarken, onlar bahane bulur ve kaçarlar…
Yaşamdan kaytaran, sınıfta kalır.
O zaman, sınıfta bırakan,
Yaşam değil, AKLINDIR…

Aslı DİNÇMAN

İzmir, 13 Haziran 2002
Perşembe

AŞK’A İTHAF

Işıkları sevdadır benim yüreğimin
Her atışında aşkı yazdırır karanlığa.
Üzülsem, kedere düşsem bir an
Peşinden sürükler ilahi aydınlığa.

Evet ben sevda ile nefes alırım,
Aşım, suyum hep sevdadandır.
Aslında dünyada yaşıyor da sayılmam ya,
Benim gerçeğim yalnız aşktadır.

Dedim ya, beni ben yapan aşktır diye,
Beni arayanlar aşkı bulsunlar,
Tüm düşlerini ondan alsınlar,
Yaşamın tek gerçeği aşktır diye….

Aslı DİNÇMAN

Ankara, 13 Ocak 2000

ÖLÇÜTLER

Sizin sevdalarınız,
Bizim bedenlerimizden daha kasılı.
Üstelik bizden daha cesur da sayılmazsınız,
Çünkü onlarla yaşamayı göze alamıyorsunuz…

Sizin gerçekleriniz,
Bizim düşlerimizden daha hayalperest.
Biz düşlersek, ütopyalarımız evreni kucaklar,
Oysa siz hayallerinizde bile,
Sadece kendinizi kurtarmaya bakıyorsunuz…

Sizin cesaretiniz,
Bizim korkularımızdan daha ürkek.
Beyninizi kemiren endişelerle,
Niye cesaretlendiğinizi dahi bilmiyorsunuz…

Sizin yaşamınız,
Bizimkinden daha zor.
Her şeye rağmen kendinizi reddetmek…
Ve…
Her şeye rağmen kendiniz olmak…
Acaba neler olurdu,
Gerçek özüre, gerçekçi bir ölçüt arasak?…

Aslı DİNÇMAN

İzmir, 04 Aralık 1999

"BÜYÜK SPASTİK YAZAR"DAN

Beni abartacaksanız,
Öyle “Azim abidesi” falan yapmayın.
Azim benim yaşamımın özetidir ve
Her yaşamın tarifi çoğunlukla bir kelimeliktir…

Beni abartacaksanız,
Başarı tahtına da oturtmayın.
Yaşamım başarıya mahkumdur ve
Her seçim insanoğlunun hür esaretidir…

Hele “Örnek Özürlü” ilan ederseniz,
Tam komedi olur…
Zira, hiç beceremediğim bir şey,
Özürlü olmaktır ve
Yaşam, özür dileyene özür,
Yaşam isteyene yaşamı sunar…

Aslı DİNÇMAN

28 Kasım 1999

AŞIKSAN

Aşıksan göremezsin günbatımını,
Akşamları yüreğinde batan güneş,
Sevdiğinin gözlerindeki pırıltıdır…

Aşıksan ve serde ayrılık varsa,
Damarlarında kan misali dolaşan gözyaşıdır.
Gözyaşı kan ise, ölüm ağlamaktır…

Aşıksan ve tesadüf bu ya, mutluysan,
Şanslı saymaya kalkma sakın kendini,
Aşk, şanstan öte bir şeylerdir,
Şans ve şanssızlığı ayıran ise,
Beklentiler, beklentiler, beklentilerdir…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 24 AĞUSTOS 1997

ŞEMSİYE

Aşkı yazdık biz zincirlere…
Özgürlüğü gördük yıldızlarda…
Uzanıp dokunmak istediğimizde,
Asılı kaldık şu koskoca âlemde…

Bekledik esrarını çözeriz diye,
Işıklı karanlıkların ve soluksuz ışıltıların…
Bir kandil tutsaklığındaki umutların,
Kıvılcımı olmak istedik yüreğimizle…

Birşeyler bildik, ya da öyle sandık,
Hiç kimseye hiçbir şey öğretilemezmiş ya,
“ÖĞRETTİK…” diyerek kendimizi alkışlayınca,
Kendi kendimizin kahramanı olabildik yalnızca…

Sonsuzluğa doğru uzandık,
“BİR”liğe ve kimsesizliğe.
Yalnızlık korkumuz kısır döngülerde eritti ihanetlerimizi,
Dost aradık,
Ne çaresizliğe dayanabildik,
Ne birbirimize,
Ne de kendimize…
Yağmur bereketini insan isteğiyle kutsayıp,
Özlemlerimizi şemsiye yaptık…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 30 MAYIS 1997

KİM DAHA ÖZGÜR?

Siz özgürlüğü ne bilirsiniz ki ?
Özgürlük bir şahin kanadında dünyayı dolaşmaktır…
Kanatlarda yaşamak bize özgüdür…
Siz silahlarla insan avlarken insafsızca…

Siz özgürlüğü ne bilirsiniz ki ?
Özgürlük sevmektir çılgınca.
Aşkı evrenle bir kılmak bize özgüdür,
Siz bedenlerle sevişirken tutsakça…

Siz özgürlüğü ne bilirsiniz ki ?
Özgürlük zincirlerde yaşanır soluksuzca.
Duvarları hür düşüncelerle delmek bize özgüdür,
Sizin özgürlüğünüz beton yığınlarda biterken umarsızca…

Siz özgürlüğü ne bilirsiniz ki ?
Bağımlılıktan söz edip durursunuz bıkıp usanmadan.
Bedeni aşarak yaşamak bize özgüdür,
Siz bağımsızlığı sığdırmaya çalışırken iki bacağa…

Siz özgürlüğü ne bilirsiniz ki ?
Özgürlük düşünüp yaratmaktır insanca.
Zekayı yüceltmek bize özgüdür,
Çünkü varolmak düşünebilmektir yalnızca…

Aslı DİNÇMAN

İzmir, 27 Mayıs 1997

ZİNCİR

Işığım, rengim ben gözlerinde…
Delici bakışlarının tutsağı,
Ateşli avuçlarının esaretiyim,
Sıcak yaz gecelerinde…

Beklediğin, istediğin ve köşe bucak kaçtığınım…
Hani soluksuz kalırsın ya, okyanus derinliklerinde..
Vurgun yemişçesine taa dibine gömülüp,
Umarsız, nefessiz ve sessiz, öylece kalakaldığınım…

Bildiğinim, tüm bildiklerini unutturan,
Gördüğünüm, hiç göremediklerini anlatan,
Anladığınım, anlamsızlığın boşluğunu dolduran,
Sevdiğinim, herşeyiyle sende ve yalnız senin olan…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 16 MAYIS 1997

YAN CEBİME LÜTFEN…

Beni bırak…
Uçuşum sana değil, sonsuzluğa…
Yakalamak istiyorsan,
Toprağa sırtüstü uzan ve
Süzülüp giden bulutlara bak…
Beni bırak…
Nasılsa sığdıramazsın beyninle yüreğine…
Kaçarım, darlıklar ruhuma göre değildir,
Boğulur, erir, tükenirim sende,
Yeniden doğuşum ancak bir içim su gözlerinde…
Beni bırak…
İstemek istemiyorum seni.
Bir isteyecek olursam,
Bil ki bize çıkış, kaçış, çare, umut yok.
Aşk bu ya!…
Aşıklara aşktan “AMAN!” yok…
Yine de gel sen beni bırak…
Deliliğim başına iş açar,
Ben bile şikayetçiyken benden,
Sen nasıl katlanacaksın ki bana?
“Seviyorum, aşkımsın…” dersen,
O BAŞKA…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 12 MAYIS 1997

AZAT

Bilir misin nedir beklemek ?
Cam kenarlarında sabahla,
Uykularını azat et
Ve..
Umutlarımı hisset…

Bilir misin nedir ağlamak ?
Göz pınarlarını azat et
Ve..
Yağmurlarındaki yasımı hisset…

Bilir misin nedir sensizlik ?
Seni senden azat et
Ve..
Yalnızlığımı hisset…

Bilir misin nedir sevmek ?
Beynini, yüreğini, bedenini azat et
Ve..
Umarsız, delicesine bana aktığını hisset!…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 13 OCAK 1997

LABİRENT

Sen benm yüreğimsin…
Asi, soluksuz, duraksız
Saniyeleri ömrümün…
Her bitişte
Yenilenen,
Her başlangıçta
Bittiği ana dönen…

Sen benim bedenimsin…
Bana kafa tutan…
Beni “BEN” yaptığını zannedip,
Kaf Dağı’nda gezinen…

Sen benim beynimsin…
Başıma hep iş açan…
Kaçamadığım, kovalayamadığım,
Ulaşamadığım ve asla ulaşamayacağım…
Ben olan,
Bana senden yakın, benden uzak olan!…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 15 KASIM 1996

ESARET

Bulutlar yağar bazen gökten,
Akıyla, grisiyle umursamaz bulutlar…
Bereket getiren, umut biriktiren,
Acı çeken, seven ve sevilen bulutlar…

Savaşınız neden kendinizle?
NEDEN? NEDEN? NEDEN?
Neden şu,
“Varoluş ereğinizi keşfetme” özlemleriniz?
Sorgulayış, yakarış ve kaçışlarınız neden?
Yoksa, insanoğluna mı özendiniz?

Tatmin olmayı amaçlamak, ızdırap çekmeyi göze almaktır…
Sanır mısınız ki, kendinize yetebileceksiniz?…
Açıldığınızda sonsuzluk denizlerinize,
Bırakın kendinizi, acep evrene sığabilecek misiniz?

Bulut olmak zor, anlıyorum…
Zor, gökyüzüne asılmak…
Yağmuru yaratmak zor, güneşe rağmen…
Hele nasıl zor,
Varoluşunu çözmeye çalışırken
Aniden,
Basit birer su damlası gibi
Yağmura mahkum olmak…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 13 EKİM 1996

GÜNÜN BİRİNDE

Kapıda bekliyorum…
İçimde kavuşma arayışları.
Kime, neye, niçin?
Şu ezelsiz yürek atışları…
Az sonra kapıyı açacaksın..
Sana geldiğime inanmış,
Kendinden emin,
Mağrur…
Sımsıkı sarılacağız,
Sana kavuştuğuma inandırırken,
Seni ve kendimi…
Yürürken elele,
Aşkımı fısıldayacağım kulaklarına.
“Beni seviyorum…” dediğimi,
Yanlış anlayıp üstüne alınacaksın…
Güller getireceğim sana…
Boynuma sarılıp,
Çocuklar gibi sevinmen için…
Doğrusu o ya,
Senin sevindiğini görebilmem için…
Günler böyle geçecek…
Sonra terkedeceğim seni…
Elaleme de anlatacağım,
Aradığımın sende olmadığını…
Şaşırdın mı?
Bu öykü nasıl böylesine değişti?
Bak anlatayım dinle,
Anlarsın elbet günün birinde…
Sevgim kendime,
Yahut,
Kendimde sevdiğime…
Sen olsan da bir, olmasan da…
Benden başkası yok ki gözümde…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 10 EYLÜL 1996

BİLİNMEZ’E

Yağmurda bir adam…
Rüzgarla birleşmiş adımları.
Ne şu an,
Ne yarın,
Ne de gelecek…
Beklediği ne?
Kimden gelecek?
Yorgun mu?
Amaçsız mı?
Yoksa savaşçı mı?
Kime, neyin hesabını verecek?
Sorumsuzluğun dayanılmaz sorumluluğu belki de,
Omuzlarındaki…
Ya da,
Keyifli sorumlulukların doyumuyla mest,
Tüm bedeni…
Yağmurdaki adam…
Sırılsıklam, titremekte…
Sessizce yürürken kendi bilinmezine,
İnsanı, aşkı, bir de yaşamı yakalamak düşüyle..
Takılmış bakışları bir yerlere…
Korkularına yenik düşmek beşerin ezeli esareti…
Beklemek…
Bilmeden ne beklediğini…
Ve..
Ümit etmek…
Keşfetmeden özlemlerini…
Yağmurda bir adam…
Velhasıl..
MEÇHUL BİR YAŞAM…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 4 EYLÜL 1996

KEŞİF

Işığa boğmak karanlıkları
Havanda su dövercesine…
Yeniden yaratmak hayatı
Bir tuvali renklendirircesine…

Yaşamak ışık ışık, renk renk
Dün, bugün, yarınlarda…
Korkusuzca yaşamak sonsuzlarda.
Ve..
Haykırmak yaşamı çığlık çığlığa,
Şimşek gibi çakarcasına…
İnsan fani, zihin sınırsız…
Ölümü yenmek..
Acep nasıl başarmalı?
Bu geçiciliğin kalıcılığı mutlak olmalı,
Son yolculukta,
Ardında
Yarattığın dünyayı bırakırcasına…

Aslı DİNÇMAN

ÇEŞME, 14 TEMMUZ 1996

SİLİNMELİ

Gölgeler
Silinmeli birer birer
Tükenmiş sevgilerdeki izler
Silinmeli birer birer…

Bilinen, bilinmeyenler,
Kavramlarla ölçülemeyenler,
Özlenip erişilemeyenler,
Silinmeli birer birer…

Yarınlarda gizli ümitler,
Kavgalar, sorun ve istekler,
Günlerden uzanan beklentiler,
Silinmeli birer birer…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 12 ARALIK 1994

KISA BİR YAŞAM ANATOMİSİ

Boy aynasında seyrediyorum kendimi,
Yaşam fışkırıyor her hücremden,
Yaşam fışkırıyor ışık ışık gözlerimden…
Sonra tek tek çözülüyor beni ben yapan herşey
Çözülüyor,
Yaşama katacağım tüm eşsizlikler…

Kendimi kimseye benzetemiyorum.
Ve anlıyorum ki,
Bir eşim yok şu alemde
Benim de herkes gibi,
Hem neden olsun ki?
Ben,
Sadece ve sadece BENİM…
Öylesine farklı ki herşeyim,
Gurur duyuyorum kendimle,
Dünyayı farklı kılıyorum diye…

Tanrı sevseydi insan fotokopilerini,
Ayırt etmezdi
Tutku, özlem, aşk ve ideallerimizi…
Ya da dört ayaklı mahluktan olsak,
Sürüde yaşar giderdik mes’ut, bahtiyar…
Ne kapını çalan, ne deva bekleyen var…
Oh ne rahat şu koyunlar için hayat…

Peki, insanı sürüden ayıran ne?
İNSAN sıfatıyla böbürlendiğimiz ne?
Ve, sürüden kovulmamak için yarattığımız
Bu “PROTOTİP” maskesi ne?
Demek “HERKES GİBİ” olmazsak sürüleceğiz,
Aksi takdirde de doğmadan öleceğiz…
Ben sürgünü ölüme yeğliyorum,
Çünkü ölülerden kimseye yarar gelmez.
Oysa yaşam, YAŞAM’dır sürgünde de!…

Boy aynasında seyrediyorum kendimi,
Yaşam fışkırıyor her hücremden,
Yaşam fışkırıyor ışık ışık gözlerimden…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 8 NİSAN 1996

ALTERNATİF ŞİİR

Ben özürlü doğmak istedim,
Karanlıklardaki ışığı bulmak için…
Ben özürlü doğmak istedim,
Sessizliğin ritmini yaşamak için…

Ben özürlü doğmak istedim…
Evet, öğrenemiyor, düşünemiyorum herkes gibi,
Ama kocaman bir yürek sunuyorum sizlere,
Ve hiç tadamadığınız en saf sevgileri…

Ben özürlü doğmak istedim,
Biliyorum ki, duygular tutsağıdır sözcüklerin…
Yüreğimin dilini paylaşmak, konuşmadan anlaşmak,
Sessizce fısıldamak için insanlara tüm sevgimi…

Ben özürlü doğmak istedim,
Kalbimle yürüyüp, beynimle koşmak için…
Dört tekerlekle aşıp engelleri,
Varoluş coşkusunu paylaşmak için…

Ben özürlü doğmak istedim,
Kendi beynimle, bir başka bedeni denetlemeye çalışmak için…
Özgün olmak, farklı yaşamak,
İnsanlık adına kendimle yarışmak,
Ürettiklerimle sonsuzluğa ulaşmak için…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 16 EYLÜL 1995

———————-
İşte, yukarıdaki şiirime ilham veren dizeler…
(“Umut ve Yaşam” Dergisi’nin 1994 Mart sayısının 20. sayfasından alınmıştır.)

Beni aranıza alın

Ben özürlüyüm.
İstemedim böyle gelmek Dünyaya.
Yaşamak istiyorum.
Alın beni aranıza…
Sizin gibi yürüyebilseydim,
Koltuk değneği ya da tekerlek olmasaydı bacaklarım…
Sizin gibi duyabilseydim kuş seslerini ve güzelliği…
Sevgimi sizin gibi fısıldayabilseydim dostlarıma…
Gözlerim karanlığa bakmasaydı sürekli…
Ben de isterdim sizin gibi düşünüp,
Sizin gibi öğrenmek her şeyi…
Ağzımla değil, ellerimle yazmak,
Ayaklarımla değil, parmaklarımla boyamak.
Ben istemedim böyle yaşamayı…
Alın beni aranızda yaşatın.
İçtenliğim sizin olsun, sevgim sizin…
Paylaşmak istiyorum yaşamı sizlerle.
Duymak yaşama sevincini…
Ben özürlüyüm ama
Duygularım özürsüz…
Alın beni aranıza,
Size vereyim sevgimi.
Ben istemedim Dünyaya böyle gelmeyi…

Semiha SENBİL / ÇORLU

YALNIZLIK GÜZELDİR

Yalnızlık güzeldir…
Tek tek açan kır çiçekleri gibi dağlarda.
Hür ve bir olmak…
Benzerlerin olsa da doğada…

Yalnızlık güzeldir…
Yalnız ıslanmak yağmurlarda.
Yanında sevdiğin varsa da,
Olduğunu sansan da…

Yalnızlık güzeldir…
Bir bir düşer kar taneleri.
Gökte tek tek, yerde birliktedirler,
Eşsizliğini kaybetmeyen insanlar gibi…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 28 MAYIS 1995

ÇIKTIN KARŞIMA

İçimden atmak mümkün değilmiş seni,
Gizlendiğim yıllarda çıktın karşıma…
“Hazanda unuttum gitti…” diyorken,
Baharda yeşeren dallarla çıktın karşıma…

Eşsizmiş yaşadığım o büyük sevgi,
Silinmedi hala binbir rengi,
Ne gerek var beklemeye o uzun seneleri,
Aldığım her nefes, her anımda çıktın karşıma…

Yaşamaya çalışmak boş senden uzakta,
Örülü hayat sarp geçitler, binbir tuzakla,
Bu sevgi bitmez ki ayrılıkla, yasakla,
Kilit vurdum kalbime, yine çıktın karşıma…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 7 MAYIS 1995

BİR SEVGİ DERSİ

Senden geriye kalan şimdi,
Işıltılı bir gökyüzü
VE.. BEN!…
Belki de yaşamın tek gerçeği…

Vurdum duymaz sevdalarda saklanmak mı?
Eksik bir bütün, bir yarım kalmak mı?
Dönüşünü bekleyip, anılarla çıldırmak mı?
Ben yokum, YOKUM ARKADAŞ!…

Bana sonsuzluğu öğrettin, sevgi sonsuzdur.
Bana gülmeyi öğrettin, yaşamak mutluluktur.
Bir ders de benden, insan onurludur.
Arkandan ağlamaksa,
Ben yokum, YOKUM ARKADAŞ…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 27 ŞUBAT 1995

KARÇİÇEĞİM

Yüreğimde aşkımın yelleri,
Üstümde yarının ak meleği,
Her yer ışıklı gül demetleri,
Sevginle dopdoluyum bugün…
Mutluluk yolcusuyum bugün…

Yıllardır beklediğim karçiçeği,
Kalbimi ısıttı alev gibi,
Aşkını bana verdi vereli,
Ölmedi bugünkü alyansa erişeli…

Senin gözlerine dalmışım, bir Leyla gibi,
Aklıma saplanmışsın, bir şimşek gibi,
Sen bende ben olmuşsun, ruhum, bedenim gibi,
Uçmalıyız yıldızlara tut ellerimi…
Varalım sonsuza, asırlık çınarlar gibi…

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 3 ARALIK 1994

ÖZLEM ŞİİRİ

Öyle sevmeliyim ki seni,
Damarlarında akan kan olmalıyım.
Tüm güzelliklerimle sende,
“BEN”i yok etmeden “SEN” olmalıyım…
Öyle bir dost olmalıyım ki sana,
Senden de yakın…
En zor günlerde yanında,
Kalbinde, canında olmalıyım…
Öyle özlemeliyim ki seni,
Düşüncelerim dağları delmeli,
Bir hamlede aşıp, engin denizleri,
Tüm benliğimle yanında olmalıyım…

Aslı DİNÇMAN

05 Aralık 1993
(Müge ablama)

BEN SENİN ARKADAŞINIM

Geceler kabuslarla kararmış olsa,
Gündüzler ışıksız, Güneşsiz olsa,
Sıkıntılar seni dört yandan sarmış olsa,
Ben senin arkadaşınım bütün varlığımla…

Gözlerindeki ışık yeniden parlayacaksa,
Hayatın yeni doğan gün gibi aydınlanacaksa,
Dostluğa, arkadaşlığa ihtiyacın varsa,
Ben senin arkadaşınım bütün varlığımla…

Yaşamın güzellikleri senin olacaksa,
Mutluluk yoluna ışık tutacaksa,
Sevgim canına can katacaksa,
Ben senin arkadaşınım bütün varlığımla…

Aslı DİNÇMAN

İSTANBUL, 15 TEMMUZ 1992
(MÜGE ABLAMA)

YAŞAMAK SENİNLE

İçimde öyle büyük bir sevgin var ki,
Çarpıyor durmadan bu kalp seninle…
Varlığın öyle güzel bir armağan ki,
Her anı doya doya yaşamak seninle…

Coşkun sular gibi sana sevgiyle akmak,
Dinmek bilmez sellerde coşup da taşmak,
Sevinci, kederi, neş’eyi paylaşmak,
Öyle bir heyecan ki yaşamak seninle…

Aldığım her nefes seninle güzel,
Tattığım en güzel anılar seninle…
Bu hayat seninle paylaşmaya değer,
Öyle bir mutluluk ki yaşamak seninle…

Hayatın anlamısın, varolmanın tadı,
Unutamam seninle geçen bir tek anı,
Sen benim canımsın, sen başımın tacı,
İnan sonsuz bir sevinç, yaşamak seninle…

Aslı DİNÇMAN

İSTANBUL, 31 OCAK 1992
(ANNEME)

YAŞAMAK GİBİ

Öylesine bir duygu ki bu,
Çağlayan nehir gibi.
İsmi nedir, dostluk mu?
Rüya gibi, düş gibi…
Yaşanan, anlatılamayan,
Kimseyle paylaşılmayan,
Tadına hiç doyulmayan,
Çocuksu sevgiler gibi…
İçime sığmayan coşku sanki,
Umut dolu yarınlar gibi.
Varolmak, paylaşmak belki,
Nefes almak, YAŞAMAK GİBİ…

Aslı DİNÇMAN

İSTANBUL, 30 MAYIS 1991

ÖYLESİN/E GÜZEL Kİ

Seni olduğun gibi sevebilmek
Öylesine güzel ki!
Geçmişi düşünmeden,
Yarınlardan endişe etmeden,
Sadece BUGÜNÜ yaşamak
Ve gözlerim parlayarak,
“CANIM ABLAM BENİM” diyebilmek.
Öylesine güzel ki!
Sana mektup yazabilmek,
Kan-ter içinde,
Tek parmakla,
Ama,
Tarif edilmez bir mutlulukla.
Öylesine güzel ki!
Senin arkadaşın olmak,
Sevginin tüm coşkusuyla…

Aslı DİNÇMAN

İSTANBUL, 10 ŞUBAT 1991
(MÜGE ABLAMA)

BİLMELİSİN

Yaşamdan zevk alabilmek için,
Karşılıksız vermeyi bilmelisin.
Almadan verebilmek için,
Dostunu sevmeyi bilmelisin…
Dost kolay kazanılmaz,
Aramakla sevgi bulunmaz,
Sen düşmansan, dostun hiç olmaz,
Önce dost sen olmalısın…

Aslı DİNÇMAN

İSTANBUL, 24 ARALIK 1990  (02:00)

YAŞAMIYORUZ

Öyle alışmışız ki yaşamaya,
Heyecan yokolmuş içimizde,
Sabahları uyanmak anlamını yitirmiş sanki…
Kavgamız kiminle? Belli değil…
İnsanlarla mı, yaşamla mı, yoksa kendimizle mi?…
Tekdüzelik sarmış Dünyayı.
İnsanlar gülmeye korkuyor.
Birbirimizi sevmiyoruz.
İnsanız ama insana saygımız yok..
Savaşıyor, kendi kendimizi yok ediyoruz.
Açlık kol geziyor, acıları dindiremiyoruz.
Dünya bizim, hayat bizim ama biz..
Y A Ş A M I Y O R U Z . . .

Aslı DİNÇMAN

İZMİR, 17 MART 1990

BİZİ YAŞATAN KUVVET

Mutluluğun anahtarı sevgiyse eğer,
Sevgiden doğuyorsa tüm güzellikler,
Güneş gibi sıcacıksa seven kalpler,
Sevgidir bizi yaşatan tek kuvvet…

Onunla acılar sevinç oluyorsa,
Karanlık geceler aydınlanıyorsa,
İnsana yaşama gücü veriyorsa,
Sevgidir bizi yaşatan tek kuvvet…

Gerçeklerin en büyüğüyse,
Mutluluğa bir davetse,
Kaynağı YAŞAMA SEVİNCİYSE,
Sevgidir bizi yaşatan tek kuvvet…

İZMİR, 26 ARALIK 1989
SALI

SEVMEK

Dünyanın en güzel şeyidir sevmek,
İnsana yaşama gücü verir.
Sevmeyi tamamlar sevilmek,
Arkasından mutluluk gelir…

Sevgi yaratır tüm güzellikleri,
Tamamlayan odur herşeyi.
Yalnız O, İNSAN yapar bizleri,
Gelin keşfedelim o eşsiz cevheri…

İSTANBUL, 11 MART 1989
CUMARTESİ

Karanlık gecelerini aydınlatabilirim

Karanlık gecelerini aydınlatabilirim
Ama
Sen mehtabı farketmezsin…
Gece yarısı Güneşi doğdurabilirim
Ama
Onu bile göremezsin…
Öyle dalmışsın ki kederlerine
Yıldızlardan sana ne?
Pırıl pırıl olsalar bile
İlgilendirmezler seni herhalde…
Birşeyleri unuttun galiba,
Her gecenin bir sabahı vardır.
Fazla takma bunları kafana,
Her derdin çaresi vardır…

İSTANBUL, 21 OCAK 1989
CUMARTESİ

EN BÜYÜK HASTALIK

Nice ocak söndürür,
Gündüzü geceye döndürür,
Can yakmaz, yavaş öldürür,
Büyük hastalıktır sevgisizlik…
Karanlıklar içinden gelir,
Kana girmeyi iyi bilir,
Mantar gibi zehirlidir,
Büyük hastalıktır sevgisizlik…
Sözlerim doğrudur inanın bana.
Ne söyleyeyim ki daha?
Sakın yaklaşmayın ona.
Devasız hastalıktır sevgisizlik…

İSTANBUL, 11 HAZİRAN 1988
CUMARTESİ

ATA’YA

Gök mavisi gözlerinde ışıklar parlardı.
Derinlikleri hürriyet ateşiyle yanardı.
Şimşek olur çakar, sel olur coşLardı,
Türk’ün ATA’sıydı…

Heybetliydi, uluydu,
Yolu zafer yoluydu,
Yine de ulusuna kuldu,
Türk’ün ATA’sıydıL…

Bir bütündü milletiyle,
Hep gülümserdi tüLm sevgisiyle,
Işık dolu gözleriyle,
Türk’ün ATA’sıydı…

İSTANBUL, 24 NİSAN 1988
PAZAR

NE KALDI ?

Sana bir sözüm var ey insanoğlu!
Ağlamaktan sana geriye ne kaldı?
Hıçkırıklar seni derde boğdu.
Sana geriye ne kaldı?…

Durmadan dizini dövdün,
Suçu kendinde aramadın, dostunu sövdün,
Ömrün boyu gülmedin, hep somurttun,
Sana geriye ne kaldı?…

Güzellikleri görmeyi bilemedin,
Sevildin ama sevemedin,
Ömrünü kahkaha ile geçiremedin,
Sana geriye ne kaldı?…

İSTANBUL, 20 NİSAN 1988
ÇARŞAMBA

23 NİSAN

Karanlık çökmüştü yurdumun üstüne,
Leke sürülecekti dürüstlüğe, Türk’lüğe,
Muhtaçtık güven veren bir yüze,
ATA’ların ATA’sı ATATÜRK’e…

Mustafa Kemal kurduğu zaman Meclisi
Tarih 23 Nisan 1920 idi.
Bu, Türk’ün coşkun sesiydi,
Bu, Türk’ün yüce eseriydi…

ATA armağan etti bize bu Bayramı.
Çok severdi gençleri, çocukları,
Koruyacağımıza inanırdı Ay-Yıldızlı bayrağı,
Coşkuyla kutlayalım 23 NİSAN’ı…

İSTANBUL 15 NİSAN 1988
CUMA

SENİNLE (ANNEME)

Şimdi seninleydik,
Yanında, kalbinde, yüreğinde…
Başım dizlerinde,
Seninleydik, seninle…

Güzellikler ülkesinde,
Mehtabın ötesinde,
Gözlerin gözlerimde,
Seninleydik, seninle…

Severim ben geceyi,
Sevmeyi, gülmeyi, neş’eyi,
Hepsinden önce SENİ,
Seninleydik, seninle…

Günde, ayda, gecede,
Sevinçte, coşkuda, göklerde,
Güzel olan herşeyde,
Seninleydik, seninle…

Güller açıldığında,
Güneş doğduğunda,
Gül renkli dudağında,
Seninleydik, seninle…

İSTANBUL, 11 MART 1988
ÇARŞAMBA

TAMİRE BAK

Bazen ters gider işler,
Avaz avaz bağırırız,
İnsanız, yanılırız,
Tamire bak, tamire…

Kır potları, devir çamları,
Hesabı sorulunca,
Çıkaramazsın baklayı,
Tamire bak, tamire…

Düşünmeden konuşursun,
Sıkışınca savuşursun,
Ne yapsan kusurlusun,
Tamire bak, tamire…

Artık suçu kabul et,
Sevme, gülme, dövüş et.
Allah’a vereceğin hesabı,
Ezbere bak, ezbere…

İSTANBUL, 5 MART 1988
PERŞEMBE

ATA’M

Sen ülkeme doğan bir Güneş,
Sen içimi aydınlatan bir ateş,
Sen Cumhuriyeti kuran,
Sen uygarlığı anlatan,
Ey Atam!
Senin yolundayız, buna inan…

Kurduğun Cumhuriyet
Sonsuzluğa sürecek.
Çalışmamız, azmimiz
İnan hiç bitmeyecek…

Uygar ülke olduysak,
Sözümüzü tuttuysak,
Senin yolundaysak,
Ne mutlu bizlere…

İSTANBUL, 11 KASIM 1985
PAZARTESİ

İNSAN

Seni Tanrı’m överek yaratmış,
Binbir meziyetle donatmış,
Bir de akıl vermiş, okutmuş,
Niye kullanmazsın bunları?

Yardım etmek varken insanlara,
Düşeni iter misin çamura?
Seni de iterler bir gün oraya…

Acır mısın hayvanlara?
Korur musun onları?
Yoksa teneke bağlayıp ayağına,
Salar mısın sokağa?
Acısını yüreğinde duymaz mısın?
Duymazsan,
Sen İNSAN MISIN?…

İSTANBUL, 31 EKİM 1985
PERŞEMBE

İSTANBUL’UM

Emirgan’ın güzelliğine
Doyum olmaz seyrine
Gönüllerin başkenti diye
Eller üzerinde tutuldun İstanbul’um…
Kucak açıyor Boğaz Köprüsü,
Bağrında geçireceğim bütün ömrümü,
Beşiktaş’ı, Kanlıca’yı gördün mü?
Hayran oldum sana İstanbul’um…

İSTANBUL, 20 ŞUBAT 1985
ÇARŞAMBA

ARKADAŞIM

Mektubun hiç gelmez oldu,
Halimi sormaz oldu,
Hatime başka arkadaş buldu,
Nerede kaldı mektubun?

Böyle mi konuşmuştuk seninle?
Geçen gün düşündüm kendi kendime,
“Beni unuttu mu acaba?” diye.
Nerede kaldı mektubun?

Haksız mıyım dediklerimde?
Hata var mı düşündüklerimde?
Yine de iyi arkadaşımsın benim.
Nerede kaldı mektubun HATİME?

İSTANBUL, 26 ARALIK 1984
ÇARŞAMBA

ATATÜRK’ÜM

Sen varsın toprakta, taşta
Türk oğlunun bakışında
Suyun billur akışında
Sen varsın ATATÜRK’üm…

Semalarda, şafakta
Dalgalanan bayrakta
Türk’ün güçlü kanında
Sen varsın ATATÜRK’üm…

Her yerde, her anda
Mavi denizde, dalgada
Türk milletinin bağrında
Sen varsın ATATÜRK’üm…

Güle konan bülbülde
Renk renk açan sümbülde
Dostluğa uzanan ellerde
Sen varsın ATATÜRK’üm…

Uygarlıkta, barışta
Binlerce eğilmez başta
Varsın çelik kollarda
Sen varsın ATATÜRK’üm…

İSTANBUL, 22 KASIM 1984
PERŞEMBE

DEDEM

Kahvesine gider,
Rakısını içer,
Anneannemi üzer,
Benim canım Dede’ciğim…

Gazeteleri satmaz,
Zamanında yatmaz,
Horlamadan durmaz,
Benim canım Dede’ciğim…

Anneannemi çok sever,
Yanaklarından öper,
Gazeteleri yerlere serer,
Benim canım Dede’ciğim…

İSTANBUL, 25 AĞUSTOS 1984
CUMARTESİ

ON KASIM

Saat dokuzu beş geçe
Ata yumdu gözlerini.
Türk’lüğü kurtaran ölmüştü…
Ama sadece bedeni yok olmuştu.
Ruhu her zaman bizimle…
Yaşadığımız toprakta
Anarak yaşatacağız O’nu.
Ağlamak geri getirmez.
yüce insan nasıl ölebildi?…

İSTANBUL, 23 TEMMUZ 1984
PAZARTESİ

ATATÜRK

Düşman dört bir yandan sarmıştı,
Türk günlerce ağlamıştı.
Bir gün doğdu Güneşimiz,
Bizi kurtaran ateşimiz…
Türk yürüdü ardından,
O yüce insanın…
Kurtardı kendini düşmandan…
Sonra kuruldu Cumhuriyet,
Türk egemenliğini Dünyaya kanıtladı…
Devrimler yaptı;
Kaldırdı kara çarşafı, kaldırdı fesi…
Harf devrimi yaptı,
Daha kolay okuyup yazmamız için…
Sonra bir gün ayrıldı aramızdan
Ebediyen…
Ağladık ardından günlerce,
O eşsiz insanın…
Ve yemin ettik
O’nun kurduğu Cumhuriyeti
Ebediyen yaşatmaya…
Bize güvenirdi O.
Bizi severdi O.
Ayrılırsa aramızdan inanırdı ki,
Yaşatacağız bu eşsiz emaneti…

İSTANBUL, 1 TEMMUZ 1984
PAZAR

ON KASIM

İçimde yanan ateşti O,
Gecelerimi aydınlatan Güneş’ti O,
Bizim herşeyimizdi O,
Ayırdı On Kasım rüzgarları O’nu bizden…
Nasıl yanıyor lambalar?
Nasıl gülebiliyor insanlar?
Bugün On Kasım diye,
İçimden haykırmak geliyor göklere,
“ATA’mı geri verin!…” diye…

İSTANBUL, 10 KASIM 1983
PERŞEMBE