ENGELLİLERE VERİLEN EĞİTİM ve YADSINAN GERÇEKLER

Ülkemizdeki pek çok engelli kişinin, zorunlu olan temel eğitim hizmetlerinden dahi yararlanamadığı tartışılırken; söz konusu olanaklardan bir şekilde yararlanabilenlerin, bilgi, kültür ve genel gelişimlerinin hangi düzeyde olduğu gözardı edilmektedir.

GÜNÜMÜZDEKİ BAKIŞ AÇISIYLA, OKULA GİDEBİLEN ENGELLİLERİN ALACAKLARI EĞİTİM KALİTESİNİN, ENGELLİ OLMAYANLARLA EŞİT SEVİYEDE OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü sakatlık sadece fiziksel olsa da, öğretmenlerdeki “Özürlü Psikolojisi”, engelli çocuğa diğerleriyle eşit davranmayı olanaksızlaştırmakta, söz konusu yaklaşım, aile tarafından da desteklenmektedir. Tüm fiziksel zorluklara ve mimari engellere “rağmen“ çocuğunu okula götüren “KAHRAMAN” anne/baba, bilinçaltında, öğretmenden de “fedakârlık“ (yani çocuğu kayırmasını) beklemektedir.

Evde özürlü çocuğun ödevleri çoğunlukla diğer aile fertleri tarafından yapılmakta; böylelikle herkes, çocuğu ve kendi kendini kandırmayı sürdürmektedir. Bu koşullarda yetişen engelliler, çoğunlukla yeterli bilgiye sahip olmayan ve düşünce üretemeyen kişiler olarak yaşamaktadırlar. Varolan istisnalar da, bu genel kaideyi bozamamaktadır.

Gerçekler böylesine açıkken, neden kimse bu gidişe dur demiyor? Bu traji-komedyaya karşı çıkabilmek için, ENGELLİLERİN SAĞLIKLI BİREYLER OLABİLECEKLERİNİ ve DİNAMİĞİNDE AKTİF ROL ÜSTLENEREK, TOPLUMU OLUŞTURABİLECEKLERİNİ, sözde değil, özde BENİMSEMEK gerekir.

Bugün, herkes mutlu olsun ya da kendini mutlu zannetsin diye, engellilere, sahip olmadıkları bilgilere ait belgeleri (teşekkür, takdir, onur belgesi, diploma vb.) verenler; yarın onların hayat başarısızlıklarında pay sahibi olmayı kabullenmişlerdir. Erişkin engellilerin, başa çıkmayı bir türlü başaramadıklarını iddia ettikleri zor yaşam koşullarının (İşsizlik, mimari engeller, toplumsal dışlama vb.) temel nedenlerinin başında da, bilinçaltı olarak, çocukluklarında yaşadıkları bu kayırmacı tavrın sürmesini beklemeleri gelmektedir.

Türkiye’nin kuzeyindeki denizin adını bilmeyen, saatin kaç olduğunu söyleyemeyen çocuklara sınıf geçirmenin, hatta onları ilköğretim mezunu yapmanın, hiç kimseye yararının olmayacağı artık fark edilerek, benimsenmelidir. Sorunun kökten çözümü ise, öğretmenlerin engelli öğrencilerine, sakatlıklarını ön plana çıkarmadan yaklaşabilmeleri, aileyi de buna teşvik etmeleriyle mümkün olacaktır.

Ben, 32 yaşında, tüm vücut tutulumlu bir Serebral Palsi’liyim ve fiziksel sakatlık derecem nedeniyle okula kabul edilmedim. Şu anda ilkokul diplomam dahi yok. Bilgilerimi, resmi bir kâğıtla kanıtlama zorunluluğu duymuyorum. Kişiliğim, ürettiklerim, üreteceklerim ve insanlarla ilişkilerim; eğitim ve kültür düzeyimin en açık göstergeleridir…

Aslı DİNÇMAN
11 Kasım 2004

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s